Telefonsuz birkaç saati geçirmek ve o zaman diliminde kendimle kalmak çoğu zaman  bana iyi hissettirir. Telefon bildirimi ile dağılan dikkatimin kontrolü artık kendi elimde. Günün her dakikası değil ama birkaç saatini böyle geçirmek gerektiğini düşünüyorum . Kitap okurken telefonumu genellikle uçak moduna alırım . Çevreden bir süre uzak kalmak garip ama güzel hissettiriyor. Gözüm kısa  sürede bir saate bakıyor, bu durum bana  çok uzun zaman geçmiş gibi hissettiriyor. İnsanlarla iletişime geçmediğim bu zaman dilimi hoşuma gidiyor. Oturmaya devam ederken yavaşça belimin ağrıdığını hissediyorum. Yanlış oturma stiline sahip olduğumu anlıyorum. Belimin ağrısını düşündükçe daha çok ağrıdığını hissediyorum. Ayağa kalkmak istiyorum  ama kalkmayacağım. Zaman geçtikçe her bir sesi daha dikkatli algılamaya başlıyorum. Yavaşça kolumun üzerine uzanıyorum ve sesleri dinlemeye koyuluyorum. 


Tıkırtılar, üst kattan gelen bebek ağlama sesi, saatin tik tok sesi kulağıma vuruyor sanki. Günün her dakikası duyularımız bu kadar hassas olsa ne olurdu acaba diye düşünüyorum. Katlanılmaz bir hayat olurdu. Kimse ile konuşmadığım ya da telefonla bir şeyler yapmadığım için değil de hiçbir şey yapmadan oturduğum için biraz bunaldım. Dışarıdan gelen yağmur sesleri zihnime giriyor yavaş yavaş. Cama vuran yağmur damlalarının sesi bedenimi rahatlatmak için  bana doğru geliyor sanki. Yağmurun hızı arttıkça damlalar birbirlerine ayak uydurarak melodiye dönüşüyorlar. Yüzümde oluşan tebessüm ruh halimi anlatmaya yetiyor.  40. Dakika dolduğunda aklıma ‘’ biraz sonra ne yesem?’’ diye bir soru geliyor.  Uzaktan gelen ambulans sesini işitiyorum , acaba ne oldu sorusu istemeden aklıma yerleşiyor. Gün içerisinde kimi doğuyor kimi de ölüyor, döngü bir şekilde birbirlerinden habersiz devam ediyor. Artık kalkma vakti. Kendim ile baş başa kaldığım için mutluyum.

Sen ne düşünüyorsun sevgili okuyucu? Birkaç dakika kendini dinlemeye var mısın?