Kalabalıklar arasında odak noktası iki kişi kalmıştık. Görünmez bir ışık çevremizi sarıyor, bedenlerimiz uyumluca hareket ediyordu. Eli elime temas ettiğinde , teninden gelen enerjiyle kafam karışıyordu.  Sadece ikimizin görebildiği ışık çemberi çevremizi daha çok sarıyor , bir bütün oluyordu. Kulağıma gelen huzurlu blues parçasını duymamla yüzümde bir tebessüm belirmişti. Minik ve özgüvenli dans  figürleri yapıyordu bedenim. Sokağın ortasında dünya üzerinde görünmez iki insan gibi dans ediyorduk, görünmez olduğumuzu düşünmek istiyorduk.
Derin nefesler alıp meraklı gözlerle etrafıma bakınıyordum.

 İnsanlar bize bakıyor '' bugün de bunlar sıyırmış!''  ve ''gençlik nereye gidiyor'' diye geçiriyorlardı içlerinden. Hepsini okuyabiliyordum, düşünceleri kafalarında bir balon misali dalgalanıyordu. İstediğim gibi dans etmeye, yürümeye ve gülümsemeye devam ediyordum çünkü ben insandım. Kalıplaşmış yargıların içerisine sığdırılabilecek bir robot değildim, hür irademle gerçekleşen eylemlerim vardı. Ağız dolusu gülüşler bırakıyorum bu geceye ve bu sokağa. Derin nefes alıp soğuk ve nemli havayı içime çekiyordum.  Sanki bir daha çekemeyecekmiş gibi derin derin...
Gecenin ardında kalan gerçekse bir tutam mutluluk ve zihinlerde çalan şarkıyla edilen bir tutam tutkulu danstı.
 
               Arsel den bir kurgu denemesi