Ahşap direklere tutunamayıp kendini yerde bulan alfred kendine geldiğinde aynı yerinde kalmış, kimse onu kaldırma zahmetine girmemişti. Kim onu kaldırırdı ki , yalnız yaşayan bir adamın arkasını kim toplayabilirdi tabi ki sadece kendisi. Kalabalıklar arasında yalnız kalmaktansa , gerçek anlamda yalnızlığı seçmişti. Kendine bu konuda fazla güvenmişti belki de. Üstesinden gelemeyeceği her işe kalkışan , meraklı ve her işe maydanoz olan alfred bu işe kalkışmamalıydı. O kadının mektuplarını almamalıydı. Şimdi okumaya cesaret bile bulamayacak kadar aciz bir ruh haliyle eski koltuğunda oturuyor , duvara bakıyordu. Kalk alfred dedi kendine, hayatında bir kez cesaret edip kalk masanın başına git ve al o defteri. Elleri titreyerek çevirdi defter sayfalarını, nereden başlayacağını buldu ve okumaya başladı…


''Anlatamadıklarım içimde birikti, söyleyemediklerim içime hapsoldu . Sanki bir daha konuşamayacakmış gibi duruyorlar orada. İnsanın zamanında  istediklerini söyleyememesi ne kadar kötü şeymiş alfred, zamanında diyemediklerin boğazına düğümlenir, saklanır, zincirlenir ve son olarak da gömülür. Ölen sadece canlılar değil aslında duygularımız da ölürmüş. Bunu çok sonra anladım ve sana bunu hiç anlatamadım. En çok anlatamamak canımı yaktı, yordu, hırpaladı...
 zekana ve sana olan sevgim tükenmedi ve bitmeyecek de ,sadece boşluk var doldurulmayacak bir boşluk.  Hayal ettiğim gibi biri olmadığın için seni suçlayamam ama tekrar karşılaşacağız. Evren bir şekilde seni karşıma çıkarıyor, tesadüfleri yaşatmaya da devam edecek. Sen aşkı zihninde yaşadın, ona inandın. İnan ve sev, her şey bu iki kelimede gizli.''
 Bu yazılanlar neydi ve neden yazılmıştı, ne yapmıştı alfred bu kadına ? Şimdi sıra bunları öğrenmekteydi...